Zindan Adası (Shutter Island)

Shutter Island (2010)
Aslında psikolojik gerilim filmlerini pek sevmem ama yönetmen olarak Martin Scorsese'yi başrol oyuncusu olarak da Leonardo DiCaprio ile Ben Kingsley'i görünce izlemeye karar verdim Zindan Adası'nı.

Başlarda biraz sıkıcı gidiyor film, ortalara doğru ise filmin sizi içine aldığını hissediyorsunuz. Yarısında bu türün gereği olarak filmin nasıl biteceği konusunda birkaç teori oluşturuyorsunuz kendi kendinize ve yanılmıyorsunuz, teorilerinizden bir tanesi tutuyor.

Kısacası filmin konusu klasik ama yönetmen faktörü, uygun müzikler, muhteşem oyunculuklar konunun sıradanlığını alıp yerine seyirlik bir film çıkartıyor. Filmin tanımlamasını şöyle de yapabiliriz herhalde: Çiğ Köfte'nin malzemesi ve yapılışı herkesçe malum ama herkes Adıyamanlılar gibi yapamaz :)

İnside

Çok güzel bir kısa film, çoklu kişilik hastalığı olan bir adamı anlatıyor.

Mohsen Namjoo - Ey Sareban

En güzel Mohsen Namjoo tarafından yorumlandığı söylenen ey kervancı anlamına gelen çok güzel bir beste Ey Sareban. Eski Farsça bir şiirin bestelenmiş haliymiş. Kulağa çok hoş geliyor, dinledikçe dinleyesi geliyor insanın.
Tüm şarkının hem Türkçe manasını hem de Farsça nasıl söylendiğini okumak için ekşi sözlük'teki bu girişi okumanızı tavsiye ederim.

Kofia - Leve Palestina Krossa Sionismen

Heybe'de buldum bu güzel şarkıyı, anlamının da çok derin olduğunu öğrendim.
Kofia ; 1970 ve 80'li yıllarda israil karşıtı arapça şarkılar yapan Filistin destekçisi İsviçreli müzik grubudur.
Bu parçanın ismi Yaşasın Filistin kahrolsun siyonizmdir ve İsviçre dilindedir...

Facebook'ta takip edilesi hayran sayfaları

Önceleri bu blogun kalitesi hayli düşüktü, saçma sapan paylaşımlar yapıyordum çünkü tek derdim bloga hit çekmekti. Şimdilerde ise bloga kaç kişi girmiş, niye girmiş hiç umursamıyorum ve sadece bu blogu olurda birileri ziyaret ederse içinde okumaya değer yazılar olsun istiyorum.
Artık içerik olarak edebiyat, müzik ve kitaba ağırlık vereceğim. Zaman zaman da kendi hayatımdan, filmlerden ve dizilerden bahsedeceğim. İnternet ve bilgisayar kullanımı ile ilgili güzel bilgiler bulunca dofy.org'dan paylaşıyorum zaten. Onların buradan tanıtımı yapabilirim. Böylece internetle ilgili kullanışlı bilgilere buradan da ulaşabilirsiniz.
Gelelim yazımızın asıl konusuna. Herkes gibi bende Facebook'ta oldukça zaman geçiriyorum. Alexa verilerine göre dünyanın en çok ziyaret edilen 2. web sitesi Facebook. Yapısı itibariyle ziyaretçiyi içeride tutmasını çok iyi biliyor. Ziyaretçilerin sitede kalmasını sağlayan en önemli faktörlerden biri de 'sayfalar'. Bazı kaliteli 'sayfalar' sayesinde Facebook'ta çok süreler geçiyoruz. Şimdi sizlere bu sayfalardan benim takip ettiklerim ve size de önerebileceklerimi açıklayacağım. Özellikle ilk ikisini şiddetle tavsiye ediyorum. Bu sayfalar sayesinde bu blogun içeriği oluşuyor desem yeridir :) Sayfaları kendi açıklamaları ile birlikte paylaşıyorum.

Heybe: Edebiyat,Şiir,Sinema,Ivırlar ve Zıvırlar için . http://www.facebook.com/HeybeSayfasi
Edebiyat Kulübü: Edebiyat yaşam için gerekli bir süsleme sanatı, hayata dair her şeyin dantel gibi işlenip paylaşılmasıdır. http://www.facebook.com/pages/edebiyat-kulubu/126663584867
Selçuk Erdem: Penguen'de karikatürist ve editör. http://www.facebook.com/selcukerdem.com
Cem Yılmaz: Cem Yılmaz fan sayfası. http://www.facebook.com/cm.ylmaz
Türkçe: Türkçe'ye olan hayranlığınızı herkese duyurmak ister misiniz? Sayfamıza gelin, 'Hayran ol' butonuna tıklayın ve arkadaşlarınızla paylaşın. http://www.facebook.com/TurkceHayranSayfasi

Miguel Angel Asturias - Sürgünün Yakınmaları

Çok güzel bir şiir, okumanızı tavsiye ederim. Facebook'taki Heybe sayfasında rastladım.


Miguel Angel Asturias

Ve sen, sürgün:

Konup göçücü olmak, hep konup göçücü,
han misali bir dünya
ve bizim olmayan gökleri seyretmek,
bizim olmayan insanların arasında yaşamak,
bizim olmayan şarkıları mırıldanmak,
bizim olmayan bir gülüşle gülmek,
bizim olmayan elleri sıkmak,
bizim olmayan gözyaşlarıyla ağlamak,
bizim olmayan sevdalara salmak kendini,
bizim olmayan yemekleri tatmak,
bizim olmayan tanrılara yakarmak,
bizim değilmiş gibi adımızı işitmek,
bizim olmayanı, şunu bunu düşünmek,
bizim olmayan bir parayı kullanmak,
ve bizim olmayan yollarda gitmek.

Ve sen, sürgün:

Emin İgüs - Üç Telli Turnam

Gene Heybe'de rastladım bu türküye ve altında da bir yorum gördüm, aynen paylaşmak isterim: Müzik. Kulağa, hayata, ruha...

Turnam gelir bizim elden
Yeni kalkmis agir gülden
N'olur konus bizim dilden
Üç telli dört telli bes telli turnam



Sen olmaz isen buralarda durmam
Sen olmaz isen ben sensiz olmam
Turnam hey turnam hey yarali turnam
O karali gözler harali turnam

Turnam arsta pervaz ile
In düzgünüm tevaf eyle
N'olur aski dilden söyle
Üç telli dört telli bes telli turnam

Sen olmaz isen buralarda durmam
Sen olmaz isen ben sensiz olmam
Turnam hey turnam hey yarali turnam
O karali gözler harali turnam

Sulari'yi avci sanma
Sakin kara tasa konma
Bizim yaylalardan inme
Üç telli dört telli bes telli turnam

Sen olmaz isen buralarda durmam
Sen olmaz isen ben sensiz olmam
Turnam hey turnam hey yarali turnam
O karali gözler harali turnam

DAVUT SULARI

Bağışla

Çok fazla Aziz Nesin şiiri okumadım ama bugün Facebook'taki Edebiyat Kulübü sayfasında gördüğüm bu şiiri beğendim. Sanırım şu aralar ruh halimi yansıttığı için sevdim bu şiiri :)
Bağışla
Ya zamanından çok erken gelirim
Dünyaya geldiğim gibi
Ya zamanından çok geç
Seni bu yaşta sevdiğim gibi

Mutluluğa hep geç kalırım
Hep erken giderim mutsuzluğa
Ya her şey bitmiştir çoktan
Ya hiçbir şey başlamamış

Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın
Ölüme erken sevgiye geç
Yine gecikmişim bağışla sevgilim
Seviye on kala ölüme beş...

Aziz Nesin

Gören Gözler

Arabadaydık...

- " Tabiatın güzelliğine bak!" dedim.

- " Ağaçlardan hiçbir şey göremiyorum!" dedi...

K.İskender

Yapabileceğinden daha fazlasını yapamayacak hiç kimse yoktur

Yaşlı bi marangozun emeklilik çağı gelmişti. Yanında çalıştığı müteahhite; yapmış olduğu ahşap ev inşa işini bırakmak, eşi ve çocuklarıyla birlikte daha rahat, daha huzurlu bir hayat sürme isteğinden bahsetti. Müteahhit, yıllardır birlikte çalıştığı emektar marangozunun iş bırakma isteğine oldukça üzüldü. Fakat ondan, kendine bir iyilik olarak, son bi ev daha yapmasını rica etti. Marangoz, bu son olsun diye istemeye istemeye teklifi kabul etti ve işe girişti. Ne varki gönlünün, yaptığı işte olmadığı her halinden beliydi. Bundan dolayı baştan savma bir işçilik ve kalitesiz malzeme kullandı. Ömrünü verdiği mesleğine öyle bir eserle son vermek ne büyük talihsizlikti!..
Marangoz, ev bittiğinde müteahhite teslim etmek üzere kendisini çağırttı, işveren, evi gözden geçirmek için geldi. Şöyle bir baktıktan sonra dış kapının anahtarını marangoza uzattı. ''Bu ev senin.''dedi. ''Yıllarıdır süren emeklerini karşılığı sana benden hediye. ''Marangoz şoka girdi. Ne kadar utanmıştı! Keşke yaptığı evin kendisinin olduğunu bilseydi. O zaman onu öyle yapar mıydı?
Unutmayın! herkes kendi hayatının marangozudur. Herkes gün be gün kendi hayatını inşa eder; bir çivi çakarak, bir tahta koyarak veya duvar dikerek... Evet bugün aldığınız kararlar, ortaya koyduğunuz davranışlar, sarf ettiğiniz sözler, yaptığınız tercihler yarın yaşayacağınız evin malzemeleridir. Elinizden gelenin azını değil, fazlasını yapın ki o evin içinde uzun yıllar huzurla yaşayabilesiniz...
via

Tüm benliğinle hissettir!

Hissetmek yetmez sadece , tüm sevginle hissettir !
Tepki de gerek bazen ama, sen daha çok etkinle etkinleştir !
Ahlaklı , erdemli ve de dürüst ol !
İnsani yapını geliştir...

Sevmek yetmez sadece ,tüm benliğinle kendini sevdir !
Akıl da gerek yerinde ama ,sen yüreğini mutlaka hislerinle geliştir !
Sevecen , iyi niyetli , Allahını seven ol !
İşte o zaman benliğin kurtuluşa erecektir ...
VE
SON YOLCULUĞUNDA SANA MUTLU DENİLECEKTİR ...
Gaye Dilek Gezer 

Big Fish filminden alıntı bir hikaye

-Rüyalarımı çoğunlukla hatırlamam, sadece kehanet olanları hatırlarım. Kehanetin anlamını bilir misin? Daha sonra olacak olan bir şeyi önceden görmek demektir. Örneğin bir gece rüyamda bir karga yanıma gelip, şöyle demişti: 'teyzen ölecek' o kadar korktum ki, annemle babamı uyandırdım ama sadece bir rüya olduğunu söyleyip yatağıma gönderdiler. Ama ertesi sabah Stacy teyzem öldü.
-Bu korkunç. 
-Teyzem için korkunçtu ama ben özel güçleri olan küçük bir çocuktum. Yaklaşık 3 hafta sonra aynı kargayı rüyamda tekrar gördüm. Şöyle diyordu: 'baban ölecek'. Ne yapacağımı bilemedim, sonunda babama söyledim. Babam bana üzülmememi söyledi ama sarsıldığının farkındaydım. Ertesi sabah çok garip davranıyordu, durmadan etrafa bakınıyor sanki kafasına bir şeyin düşmesini bekliyordu. Ancak karga nasıl öleceğini söylememişti. Sadece baban ölecek demişti. Babam erkenden evden çıktı ve uzun süre geri dönmedi. Geri döndüğünde ise korkunç görünüyordu. Sanki bütün gün kafasına balta düşmesini beklemiş gibiydi. Anneme şöyle dedi: Bugün hayatımın en korkunç günüydü. Sen ona korkunç mü diyorsun, bu sabah sütçü kapımızın önünde aniden düşüp öldü dedi annem. Çünkü annem sütçüyle işi pişirmişti.
-Foroğrafını çekebilir miyim? 
-Fotoğrafımı çekmene ihtiyacın yok, sözlükte yakışıklı kelimesinin anlamına bakman yeterli.

Biraz önce izlediğim Big Fish filminden aldığım replikler bu hikaye. Dinler dinlemez yazdım buraya şimdi tekrar kaldığım yerden devam edeceğim filme ama şimdiden tavsiye ediyorum çok güzel bir film :)

Mutluluk

Pembe perdelerim var
penceremin göz kapaklarına sürülmüş.
kimseler bilmez
balıklar, okyanusumda sevişir.
su sızmaz çiçeklerle aramdan.
sütümle büyüttüm saksımdaki umudu.
beş çayına davetliyim
aşkların en güzeline.
halk arasında "mutluluk" derler benimkine...

Fırtına - Yeni Türkü

Feysbuk'ta rast geldim bu şarkıya da. Eski şarkılar günümüzün şarkılarından çok çok güzel olabiliyor.
Şarkının Sözleri:

Bak işte yaklaşıyor fırtına
Bak yine yükseliyor dalgalar
Yollardan sonra
Yıllardan sonra
Şarkılar söylüyor çocuklar
Yollardan sonra
Yıllardan sonra
Yeniden yanyana onlar

Ne geçmiş tükendi
Ne yarınlar
Hayat yeniler bizleri
Geçse de yolumuz bozkırlardan
Denizlere çıkar sokaklar

MURATHAN MUNGAN

Ağlama

Ahmet Hamdi Tanpınar'ın çok güzel bir şiiri.

Ağlama, gözleri kızarmış çocuk!
Tek damla yaşın düşmesin yere.
Bak, tek güzelliğimiz yokluk,
Sana bir öğüt; ağlama boş yere.

Ne olursa olsun hiçbir şey değmez,
Senin bir damla gözyaşına.
Ağlayana kimse boyun eğmez.
Kimse bakmaz kimsenin yaşına.

Ne kadar kötülük, pislik varsa;
Sen herşeyi tertemiz öğren.
Eğer yüzüne gözyaşı yağarsa;
Seni garip sanır her gören.

Ağlama sakın çocuk, ağlama!
Korkmayana zarar gelmez, bunu bil.
Sevgini hep söyle, sakın saklama.
Aklından korkuyu, gözünden yaşı sil.

Quizás Quizás Quizás - Nat King Cole

Belki başlıktan hatırlayamazsınız ama dinleyin hatırlayacaksınız bu şarkıyı, mutlu olacaksınız :)

Biz İnsan Mıyız?

Yetimin yırtık çorabında dikiş;
Dul kadının evindeki namus olmaktır insanlık.
Kibirli zenginin yüzüne tükürük;
Fakirin sofrasındaki ekmeğe soğan olmaktır insanlık.
İşverenin yüreğinde vicdan;
İşçimin yanağında emeğin kiri olmaktır insanlık.
Edepsiz güzele çirkin;
İffetli çirkine huri diyebilmektir insanlık.
Kürklüye bakıp isyan etmek değil;
Üryana bakıp şükremektir insanlık.
Kambur nenemin dilinde dua;
Beşikteki bebeme gelecek umudu olmaktır insanlık.
Alnı zalime karşı dik;
Allah'a karşı secde yapmaktır insanlık.
Haksızlığa susup köpekleşmek değil;
Haykırıp sürgün olmaktır insanlık
Ömrü boyunca arkalarda görünmez kahraman olup
Sadece er kişi niyetine dendiğinde en önde olmaktır insanlık
Şimdi çığlık oluyorum size ey insanlar:
Biz insan mıyız?

Asyada Doğanlar

Bir gün uykudan uyanıp kalkarsın, rüzgara karışıp gittiğini görürsün
Etrafında kimse yoktur, herkesi unutmuşsun
Birkaç saç telin daha ağarmış ey temelsiz adam
Doğum günü şenliğin yine eza meclisi
Temelden yıkmışsın
Kamburun iyice çıkmış, omuzların daha düşük
Etrafına bir bak dikkatle; kuru da yaş da yanıyor

Asya’da doğan için ”coğrafyanın zorlaması” derler.
Bu kaderin azizliğidir, kahvaltın çay ve sigaradan ibarettir.

Ey yüce arş, peki söyle aklında ne var?
Annenin canı hatırı için söyle, ne zaman bizimle geleceksin

Ellerini başlarının üzerine koyuyorlar, seninle hiçbir işleri yok
Seni oyunlarında sana yer vermiyorlar
Başlarını senin başının üzerine koyuyorlar

Asya’da doğan için ”coğrafyanın zorlaması” derler.
Bu kaderin azizliğidir, kahvaltın çay ve sigaradan ibarettir.
via

Ezginin Günlüğü - Dönüş

Ezginin Günlüğün'den harika bir şarkı, duygulanmamak elde değil.

Şarkının Sözleri:
Pencereden kar geliyor
Aç gözünü dünya
Uzaklarda bir kör iskele
Eski bir mavna

Garip ömrüm düş görüyor
Yaz yazabilirsen
Avucumda bir kurşun kalem
Bir beyaz sayfa

Ansızın içimden bir gökyüzü
Kanatlanıp uçuyor
Ağacında bir küçük kuş
Dünyamız yıkanmış durmuş
Birader şırnak tan dönmüş
Vay geliyor

Bir sebebi yokken
Durup durup durup durup gülüyor

Boğazımda kör düğüm var
Çöz çözebilirsen
Kapılarda sır fısıltılar
İsmini söyler

Geceler dostun mu oldu
Yum gözünü dünya
Gözlerinden uyku kuşları
Uçtu mu birader

Kar beyazı aklı gidip gidip gidip gidip geliyor
Adımı sordum unutmuş
Türküsünü dağlar yutmuş
Düşünde gerçek tutuşmuş
Vay yanıyor

Hiç sebebi yokken durup durup durup durup gülüyor

Güneşli Günler

Doyacak kadar aşın varsa,
Başını sokacak bir damın
İnsanoğluna kulluk etmiyorsan
Başkasının sırtında değilse geçimin
Tamam, güneşli günler içindesin...

Ömer Hayyam

Leman Sam - Gül Güzeli

Facebook'ta rastladım şarkıya. Uzun zamandır dinlemiyordum. Çok severim ben bu şarkıyı.
Gül Güzeli Sözleri:

Elini son defa yanağıma koy
İstemiyorsan giderim giderim
Serin bir sonbahar akşamında söz
İsmini unutur silerim silerim

Tuttuğum kalem olsa, yüreğinin elleri    
Bir defa daha yazsa, bebeğim bebeğim bebeğim
Eğer bir masal perisi, girerse rüyalarına
Öldü dersin gül güzeli, tılsımını kaybetti*2

Uğruna döktüğüm gözyaşları için
Yağmurdan özür dilerim dilerim 
Kuruttuğum kızıl gülleri alıp
Senin için senden geçerim geçerim

Tuttuğum kalem olsa, yüreğinin elleri                               
Bir defa daha yazsa, bebeğim bebeğim bebeğim
Eğer bir masal perisi, girerse rüyalarına 
Öldü dersin gül güzeli, tılsımını kaybetti*2

Açlık Oyunları - Suzanne Collins (ilk kitap)

Bugün Suzanne Collins'in Açlık Oyunları serisinin ilk kitabını okudum. Size önce kitap hakkındaki kişisel fikirlerimden daha sonra ise kitabın içeriğinden bahsedeceğim.
Şahsi kanaatim kitabın mutlaka okunması gereken bir yapıt olduğudur. Hele de geleceğin kasvetli, yüksek teknolojili fakat bir o kadar doğal vahşi ortamından kurgulanan filmleri seviyorsanız hiç kaçırmamalısınız. Eğer hızlı bir okuyucuysanız kitabı bir sinema filmi süresinde bile bitirebilirsiniz zaten. O kadar sade ve akıcıydı yani. Daha önce okuduğum Canan Tan'ın Piraye'sinde olduğu gibi gözüme kurgu veya yapı hataları takılmadı. Öyle bir şey olduğunu sanmıyorum zaten. Benim gibi yavaş okuyan birine rağmen kitabı toplam 7 saat kadar bir sürede bitirdim.
Kitabın içeriğiyse şöyle: Dünya'nın şimdiki halinden eser kalmamış ve zamanında yaşanan savaşlar, isyanlar bir şekilde bastırılmış geriye Panem adlı bir ulus kalmış. Panem 12 mıntıka ve Capitol adlı bir başkentten oluşuyor. Capitol dışındaki yerler yani mıntıkalar ulusa hizmet babında coğrafi özelliklerine göre görevler yerine getiriyorlar. Mesela başkahramanımız Katniss'in mıntıkası olan 12. mıntıka kömür yataklarına sahip olduğu için Capitol'a kömür sağlıyorlar. Bunun dışında tarım mıntıkası, mücevher mıntıkası gibi mıntıkalar var. Bu mıntıkalar sadece görevlerini yerine getirmek için varlar, onun dışında halkları çok fakir ve Capitol'a muhtaçlar. Capitol ise acımasız ve şiddetli, çok modern bir şehir. Kendine olan muhtaçlıklarını hatırlatmak için Açlık Oyunları adlı bir yarışma düzenliyor Capitol. Bu oyunda her mıntıkadan yaşları 12 ila 18 arasında değişen 2 şer yarışmacı alıyor ve daha önce hiç bilinmeyen zorlu, önceden kurulmuş bir alanda ölümüne dövüştürüyor. Kural yok, acıma yok; sadece son ayakta kalan yaşamına devam edecek. İşte kitap Katniss adındaki 16 yaşında bir kızın küçük kız kardeşi Prim'in yerine gönüllü olarak yarışmaya katılması ve orada geçen hikayesini anlatıyor. Kitap için söylenecek daha çok şey var ama siz okursanız tadı bir başka olur. Mutlaka okuyun derim.